CUMHURİYET BALOSU

Updated: Feb 4


Ben şu “Balo” sözünden oldum olası hoşlanmadım. Baloculuğun Türkiye’ye Tanzimat’la birlikte gelen Batı özentisi bir eğlence biçimi olduğunu sanıyorum. Sözcük İtalyanca imiş. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük’ü onu: “Danslı ve özel giysili gece eğlencesi” olarak” tanımlıyor.


Benim “Eş durumundan” zorunlu olarak katıldığım tek “özel giysili gece eğlencesi” Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin 25 Ekim 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir salonunda düzenlediği “Cumhuriyet Balosu” dur. AKP iktidara geleli bir yıl olmuştu. Meclis Başkanı Bülent Arınç’tı. Yeni hükümet, Türkiye’nin laik burjuvazisi nezdinde meşruiyet kazanmak istiyordu. Bu nedenle Meclis’te bir balo düzenlenmesine izin vermişti.


O zamanın parasıyla kişi başı 30 lira ödenen bu baloya katılan kadın ve erkekler kim bilir kıyafetleri için ne kadar masraf yapmışlardır. Giderleri Meclis bütçesine yazılan menüde nerdeyse kuş sütü eksikti. Herkes tıka basa yedi. Valsla eğlenceye başlandı. Oyunlar oynandı. Atatürk’ün giydiği elbiseleri gösteren bir defileyi izledik. Böylece “laik” yaşam tarzından vazgeçmediğimizi gösterirken, AKP’nin kendi mekânı saydığı Meclis’te de onlara bir gol atmış olduk… CKD daha sonra hiç balo düzenlemedi.


Bu buluşmanın adına “balo” denmesi benim hiç içime sinmedi. Bunu orada sohbet ettiğim kişilere de açtım. Cumhuriyetçi olmakla balonun ne ilgisi vardı? Bu düpedüz Avrupa burjuvazisinin yaşam tarzına bir özentiden ibaretti. Türkiye halkının ezici çoğunluğu ile hiçbir ilgisi yoktu.


Yakup Kadri’nin Ankara romanında da tasvir ettiği gibi, Kurtuluş Savaşı kadrolarının çoğu, milleti unutmuşlar, Ankara’da kendileri için ve kendilerine göre bir dünya kurmaya başlamışlardı. Balodan baloya koşmaları, işte bu dönemin yüksek sosyetesinin halktan koptuğunu da gösteren bir eğlence biçimiydi.


Devlet ileri gelenlerinin eşleri, bir çeşit emirle, ıkına sıkına bu eğlencelere katıldılar. İllerde valilerin cumhuriyet balosu düzenlemesi nerdeyse bir zorunluluk haline geldi. Halk kitleleri parlak ışıkların yandığı, kahkahaların yükseldiği ve alkol kokusunun dışarıya vurduğu bu eğlenceleri uzaktan nefret ve tiksintiyle izlediler. Bilindiği gibi o zamanlar köylüler ayaklarına çarık bile bulamasalar, işçiler boğazı tokluğuna çalışmak zorunda kalsalar da “imtiyazsız sınıfsız bir kitle” idik! Kurtuluş Savaşı’na en güzel destanı yazan şair ve arkadaşları hapislerde çürüyordu.


HİLMİ URAN’IN DA İÇİNE SİNMİYORMUŞ


Hilmi Uran, “Meşrutiyet, Tek Parti, Çok Parti Hatıralarım (1908-1950)” (Türkiye İş Bankası yayını, 2007) adlı kitabında şöyle yazıyor:


“Benim siyasi hayatımda bir türlü ısınamadığım hususlardan biri de müsamereler, balolar gibi kadınlı-erkekli gece eğlenceleridir. Nafıa, Adliye ve Dâhiliye Vekili bulunduğum zamanlarda ve partimizin başında bulunduğum sıralarda ben bu gibi davetlerden hep kaçındım ve diyebilirim ki ecnebi elçiliklerinin beni –potokole uymuş olmak için- daima çağırmış olmalarına rağmen, ben bunların hiç birine gitmedim. Sadece millî günlerimizde ve sair vesilelerle cumhurreisliği tarafından yapılan davetlerde bulunmayı bir vazife telakki eder ve onlarda bulunurdum.

Bu sakınma işgal etiğim mevkiler için elbet bir noksanımdı. Ben bunu bilirdim fakat içinden gelen bu isteksizliği bir türlü yenemezdim. Çekingen tabiatta ve yaradılışta oluşumun ve her türlü merasimden hoşlanmayışımın ve o gibi yerlerde bir samimiyet bulamayışımın bunda rolü büyük olacaktır.

Merhum Saracoğlu benim bu halimle alay eder ve ‘Hilmi, ecnebiler, senin için ‘o cemiyet adamı değildir’ diyorlar diye bana takılırdı” (s. 428)


Önceki yıl veya geçen yıldı. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 29 Ekim’de bir balo düzenlediğini okuyunca dernek merkezini uyardım. “Balo” kavramının emekçi halk için olumsuz bir anlamı olduğunu belirttim. Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümünü kutlamak için “Balo”dan başka bir sözcük yok muydu? Buna “eğlence” gibi halkın anlayacağı ve yadırgamayacağı bir ad koyamazlar mıydı?

O geceki buluşmanın adı “Balo” olmaktan çıkarıldı. Görüyorsunuz ki nadiren de olsa benim düşüncelerim itibar görebiliyor…


Şimdi önümüzde bir davet var. Bu kez yeni bir kadronun elinde bulunan Cumhuriyet Kadınları Derneği, 24 Ekim cumartesi akşamı Ankara Palas’ta Cumhuriyet Balosu’na çağırıyor. Davetiyeye şöyle bir açıklama da konulmuş:


(Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ilk balo, Eylül 1925'te İzmir’de düzenlenmiştir. Atatürk’ün isteği ile sadece Müslüman erkek ve kadınların bulunduğu bu eğlence, aslında kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunması ve eğlenmesi adına bir devrimdir)


Sanki Türkiye’de kadın ve erkeğin aynı ortamda bir arada bulunması ve eğlenmesi ilk kez orada keşfedilmiş gibi. Bu halkta valsten başka ne oyunlar var!


Geçtiğimiz hafta “Okuryazarlık Çalıştayı” için İstanbul’dan Ankara’ya gelen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Sekreteri Gülsün Kaya, bu yılki Cumhuriyet Bayramını, çeşitli semtlerde stantlar açarak ve eğlenceler düzenleyerek gençlerle, kadınlarla birlikte kutlamayı planladıklarını anlatmıştı. Birçok kitle örgütü cumhuriyeti köylerde, yoksul kesimlerin yaşadığı yerlerde emekçilerle birlikte ve onların tarzlarına uygun olarak kutlamaya hazırlanırken CKD’nin cumhuriyetçiliği hâlâ baloyla özdeşleşmesine pes doğrusu. (22 Ekim 2014)

4 views0 comments

Recent Posts

See All
1/2
139992850_952654755565089_78653909127180

çiçekler

açsa da

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA