Ütopya'sıyla Hâlâ Yaşayan Thomas MORE

Kral VIII. Henry'in danışmanlığına kadar yükselen ne var ki kralların mutlak hakimiyetine karşı çıkan, düşünceleri yüzünden 6 Temmuz 1535'te “Kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca davranmak”la suçlanıp idam edilen Thomas MORE, ÜTOPYA adlı kitabıyla devlet önermelerinde en başta gelir.


.Sözcük olarak baktığımızda “Ütopya” aslında olmayan, tasarlanmış ideal toplumu anlatmaktadır. İşte Thomas More da roman sanatının henüz olmadığı bir dönemde, anlatı metni olarak kurguladığı "Utopia" adlı eserinde ütopik bir devlet tasarımı ortaya koyar. Bu devlette özel mülkiyet yoktur ve yasaktır. Herkes devlet adına üretir, para geçerli değildir. Üretilenlerden herkes ihtiyacı kadar alır. Bireyler günde altı saat çalışır, geri kalan zamanlarını sanat ve bilimle uğraşarak geçirirler. Yöneticiler, tıpkı Platon’un ideal devletinde olduğu gibi, çok sıkı bir eğitimle yetiştirilirler.Krala hayatı pahasına direnen ve inançlarını hiçbir baskı altında değiştirmeyen More, ölümünden beş yüz yıl sonra bile insanlığa umut aşılayan ÜTOPYA’sıyla ve arkadaşı olan Erasmus’la birlikte “Sistematik olan her şeye” karşı hoşnutsuzluğu temsil ediyor.




Sonradan aristokratlık kazanmış, burjuva kökenli bir ailenin çocuğu olan Thomas More, 7 Şubat 1478'de, Londra'da dünyaya gelir. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More'dur.


1490-1492 yılları arasında Canterbury Başpiskoposu John Morton'nun hizmetine girerek burada eğitimine başlayan Thomas, bu dönemde Rönesans'tan da etkilenmeye başlar. Eğitimini tamamladıktan sonra Başpiskopos Morton'un sayesinde Oxford Üniversitesi'ne girmeye hak kazanır ve burada geçirdiği iki yıl boyunca yazılar yazmaya başlar. Antik Yunan ve Latin edebiyatına da bu dönemde ilgi duyar.


Ancak bu iki yılın ardından babasının ısrarıyla Oxford'u bırakıp Londra'ya geri dönerek 1496 yılında hukuk fakültesine girer. 21 yaşına geldiğinde bir avukat olarak Londra Barosu'na kaydolarak göreve başlar.


Hukuk öğrenimi gördüğü yıllarda bir manastır yaşamı süren ve rahip olma isteğiyle yanıp tutuşan More, 1501-1504 yılları arasında keşiş olmak amacıyla bir manastıra çekilir. 1504'te Avam Kamarası seçimlerine katılmaya karar verir ve parlamentoya seçilince manastır hayatına son vererek bir yıl sonra Jane Colt ile evlenir.


1499'da Hollandalı yazar Erasmus ile tanışınca aralarında sıkı bir dostluk başlar. Öyle ki Erasmus, 1509'da basılan Deliliğe Övgü adlı eserini Thomas More'a ithaf eder.


Hem avukatlık yapan hem de parlamentoda yasama faaliyetlerine katılan More, kralların mutlak iktidarına şiddetle karşı çıkar ve bu düşüncesini etrafıyla paylaşır. Bu yüzden zamanla Kral VII. Henry'nin öfkesini üzerine çeker. Kralın öfkesinden kurtulmak için seyahate çıkmak zorunda kalan More, VII. Henry'nin 1509'da ölmesi üzerine ülkesine geri döner.


Ertesi yıl yargıçlığa atanan More, hümanist tutumuyla halkın sevgisini kazanmaya başlar. Örneğin Chelsea'de bir huzurevi kuran More, 1517'de ayaklanan yoksul halkı yatıştırarak isyanı önler, isyanın elebaşlarını da idamdan kurtarır.


More, üst düzey devlet görevlerine karşı isteksizdir ancak Kral VIII. Henry, 1517'de More'u hizmetine alarak özel danışmanı yapar. Bu dönemden sonra sürekli yükselen ve Kralın verdiği çeşitli görevleri yerine getiren ve onun düşüncelerini paylaşan More, zamanla kralın Protestanlığa artan ilgisi ve kiliseye olan negatif düşüncelerinden rahatsız olur.


Bunun sonucunda 1531'de krala bağlılık yemini etmeyi reddeden More 1532 yılında hem Katolikliğe bağlı olduğu için hem de kralla çatışmak istemediği için sağlık problemlerini bahane ederek görevinden istifa eder.


İstifasına rağmen kral, More'un peşini bırakmaz. Önce mallarına el konulan, ardından göstermelik nedenlerle sorgulanan More, 1533'te Anne Boleyn'in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giyme törenine katılmayı reddedince şimşekleri üzerine çeker.


Kralı kilisenin başı olarak görmemeyi sürdüren Thomas More, Mart 1534'te Act of Supremacy'yi kabul ettiğine dair yemin etmeye zorlanır. Bu yasaya direnmesi üzerine tutuklanarak Londra Kalesine hapsedilir. Aynı yıl yargılanmaya başlanan More başlarda sessiz kalmak ister, ancak hakkında vatan hainliğine varan asılsız iddialar öne sürülmesi üzerine konuşmaya başlar.


Konuştuğunda Act of Supremacy'nin Tanrı'nın yasalarına aykırı olduğu ve parlamentonun kimseyi kilise'nin başı olarak ilân edemeyeceğini söyler. Bu sözleri üzerine ölüm cezasına çarptırılan More, 6 Temmuz 1535'te “Kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca davranmak”la suçlanıp idam edilir.


Sözcük olarak baktığımızda “Ütopya” aslında olmayan, tasarlanmış ideal toplumu anlatmaktadır. İşte Thomas More da roman sanatının henüz olmadığı bir dönemde, anlatı metni olarak kurguladığı "Utopia" adlı eserinde ütopik bir devlet tasarımı ortaya koyar. Bu devlette özel mülkiyet yoktur ve yasaktır. Herkes devlet adına üretir, para geçerli değildir. Üretilenlerden herkes ihtiyacı kadar alır. Bireyler günde altı saat çalışır, geri kalan zamanlarını sanat ve bilimle uğraşarak geçirirler. Yöneticiler, tıpkı Platon’un ideal devletinde olduğu gibi, çok sıkı bir eğitimle yetiştirilirler.


Krala hayatı pahasına direnen ve inançlarını hiçbir baskı altında değiştirmeyen More, ölümünden beş yüz yıl sonra bile insanlığa umut aşılayan ÜTOPYA’sıyla ve arkadaşı olan Erasmus’la birlikte “Sistematik olan her şeye” karşı hoşnutsuzluğu temsil ediyor.

29 views0 comments

Recent Posts

See All
1/2
139992850_952654755565089_78653909127180

çiçekler

açsa da

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA